8 Ekim 2009 Perşembe

Aşk ile sevmek...

Gözüm kör oldu... Çünkü sevmek böyle birşey. Oysa sevenin gözü görür, ama; sevenin gözü, kusur görmez!
Sevdiğinden başkasını görmemek kemâlidir belki sevmenin, ama onun daha öncesinde sevenin özelliği, kusur görmemesidir sevdiğinde! Sevmek, sadece “güzellikleri” görmektir! Hata, eksik, kusur, yanlış görmemektir. Güzelliğin hoşluğudur yaşanan, gönlünde sevenin. Kusursuzdur sevene sevdiği! Ne hata vardır görülecek, ne kusur, ne yanlış, ne de eksik! Hata, eksik, kusur, yanlış görülmeye başlandı mı, sevgi de kaybedilmeye başlanır ve giderek kaybolur…

Tanrıyı sevmek de, sevilende hata, eksik, kusur, yanlış görmemekle başlar. Hiçbir yerde, hiçbir surette, hiçbir zerrede. Bir kıvılcım ile başlar belki. Aşk ile. Ve gittikçe yayılır her surete… Görüldükçe türlü haller türlü yandan; “sizde bir türlü, bizde bir türlü,” dedirtir… Aşk, tanrıdan bir lütfudur. Tanrının anlamlarındandır; aşk ve dolayısıyla sevmek. Sevgili.... Sevgiliyi görünce göz, aşık olmaya karşı koyabilecek güç kalmaz karşısındakinde. Tuzun suda eridiği gibi erir varlığı “sevenin”, sevdiği karşısında… Unutturur sevene kendi halini bile aşk; sevilen ve sevgisi kaplar her yanını, her zerresini. Onun için, onunla, yaşar...
Beğenmek gibi değil, hoşlanmak gibi değil, eğlenmek gibi değildir sevmek. Bunların hepsinin sonu vardır, ama sevginin yoktur. Nihayeti yok olmak ise sevgidir zaten; yolda kalanlar, sadece o yolun heveslileridir.

İşte böylesine sevmek, dünyanın en zor işidir! Katlanması güçtür. Sabretmesi güç! Zira, hata, eksik, kusur, yanlış görmemek her yiğidin kârı değildir. Onları görmekle, sevgi de bir arada yaşanmaz ne çare ki… Aşığım demek kolaydır ama, sevdiği yolunda canından vazgeçmeyen değildir gerçek aşık. “Ben aşığım” sözü, “ben hata, eksik, yanlış, kusur görmüyorum; suçlamam, kınamam yoktur!” diyebilenin sözüdür. Bunlara takat getiremeyen, lâfıyla, taklidiyle avunur sadece aşkın, sevginin…

Seven, sevgisini kaybetmemek için “kendini” kaybeder… Nasibi olmayan ise benliğini kaybetmemek için “sevgisini” feda eder… Seven kişi “ben”ine sınır tanımaz, özünden gelen sınırsızlığı hisseder, kayıtsız yaşar. Sevdiğinden ne gelirse, kendinde onun ortaya çıkacağını bilir… Onun için aşığın yapamayacağı şey yoktur! Seven, “ben” derken, özündeki o sınırsızlığı hisseder! Sınırsız özdür o!

Sevgisine sahip olmayanın ise kendisi sanıp ben dediği, “ego”sudur aslında… Kendini üstün, özel, başkalarından ayrı görme meyli ile. Kahramanlar farklı olsa da egonun senaryosu hep aynıdır her defasında; bilenler bilir. Kusur görmekle başlar işe, hatalar, yanlışlar gelir ardından… Ve eksikler, eksiklikler… Sonra suçlar, kınar, hor görür… Sabahtan akşama dek “ben ‘hak’lıyım” deyip, böbürlenerek dolaşır etrafta… Ego da hata, eksik, kusur, yanlış görmez; o da suçlamaz, kınamaz! Ama sadece “kendini”! Asla kendinde hata bulmaz, kusur görmez, eksik görmez. İstemediği birşeyi yaşadığı zaman hemen karşısındakini suçlar, karşısındakini kınar… Ateşe düşer yanar, ama dönüp “bunun sebebi sensin” diye hep karşısındakini suçlar! Af dilemeyi bilmez! Sevgiyle başlayan nice yolculuğu bile tam zıddına, nefrete kadar götürür ego… Geriye kalan sevgisiz bir benliktir orada… Karşısındakilerde hata, eksik, kusur görerek içinde bulunduğu durumdan dolayı başkalarını suçlayan; hakikati olan “sınırsızlığı” kaybeder, “ego”suna tâbi olur!
Yaşadığınız her ama her istemediğiniz şeyin, her kötü anın, her mutsuzluğun, sadece ve sadece kendi perdeliliğinizden kaynaklandığını ve kendi ellerinizle taşıdığınızın neticesi olduğunu hiç akıldan çıkarmayın! İnsan için yaptığının dışında hiçbir şey yoktur! Bunların neticesinde, asla başkalarını suçlamayın, kınamayın, onlarda hata, eksik, kusur görmeyin!

“Kendilerine bir iyilik isabet ederse “ind-Allah’tan” diyorlar, ama kötülük isabet ederse bu “sendendir” diyorlar; de ki hepsi de ind-ALLAH’tandır.” (Kur’an-ı Kerim Nisa Suresi 78. ayet)
“Sana gelen iyilik ALLAH’tandır, sana isabet eden kötülük ise ‘nefsinden’dir.” (Kur’an-ı Kerim Nisa Suresi 79. ayet)

Kendini yanıltmakta direnmeyip, aldırmadan sevenin ve gereğini yaşayabilenin kalbi “aşk” ile dolsun!

0 yorum: